10 Eylül 2010

...Sayfayı Çevir...

-Hazır mısın diye sordu rehber,
Yola çıkmaya hazır mısın?
Çocuk,hemen cevap vermedi.Onu nelerin beklediğini,yolu ve yolcuları düşündü
-İstediğim şeyi hak etmek için değişmeye hazır mıyım? diye sordu kendisine.

Yolu ancak o yola hazır olabilenler seçebilir;Kalplerinde şüphe olmayanlar...
Bir şüphe varsa eğer bu karşılaştıklarında değil,kendi içlerinde olabilir ancak,dedi rehber.
Şimdi,
Şüphelerden arınmaya hazır mısın?
Şu anki halini düşündü çocuk...Hedefine giderken vazgeçmesi gerekenleri düşündü...
Gerçeğiyle ters düştüklerini düşündü...
Sonra kalbine baktı.

Zihinler,zihinleri ikna edebilmek için sözleri ispat olarak sunabilirdi.Kalpte olanınsa ne söze ne de konuşmaya ihtiyacı vardı.O kalpte bir An tohumlanıverdi.Ne savunulmaya ne de haykırılmaya ihtiyacı vardı.Oradaydı işte...
Kendisini bilmek isteyen için oradaydı...Onunlaydı...

Rehber çocuğun yüzündeki kabullenişe baktı ve ona hak ettiği sırrı verdi.
-Acele etme!Yola çıkmadan önce neyi aradığını iyi bil,onu tanı,onun ne istediğini anla,dedi.

Çünkü seni değiştirecek olan o...Ve onun sana gelmesi,senin ona gitmenle mümkün.Bunun içinde onun istekleriyle senin isteklerin uyumlu olmalı.

Neye rağmen,ne için değişeceksin?Ve ne kadar kararlı olabileceksin?
Gerçekten kendini değiştirmek isteyebilecek misin?

Bunun için hazırlan.Hedefini samimi isteyebilmek için hazırlan...
Değişime,
Vazgeçmen gerekenlere,
Öğreneceklerine hazırlan...
Yolun ortasında vazgeçenlerden olmamak için şimdiden hazırlan...


                  Karmakarışık bir günü geride bıraktım..Bugün evime gitmek için yola çıkıyorum ve beynimde hep aynı düşünceler yankılanıyor.Sadece evime dönmek için çıkmıyorum ben yolculuğa,hayatımın belli bir dönemini de geride bırakıyorum artık.Bu sene okulda son senem ve birdahaki yaz hayatın farklı uğraşlarıyla meşgul olucağım.Açıkcası bu beni korkutmuyor da değildi hani.Taaaki yukarıdaki yazıyı internette bir forumda okuyana kadar.
           Bu yazıyı okuyunca;kendimi 2 yıl önce Metallica'dan turn the page'i dinlerken,İzmit sokaklarında İstanbul'a giden bir arabaya yetişme telaşında buldum.Hayatımın pek de mutlu olduğum bir dönemi denemezdi ve ben kendimi o yada bu sebeplerden dolayı hep aynı noktada,aynı çıkmazda buluyordum.Ailem çaresizce çözüm yolları arıyordu benim iyi olabilmem için ve itiraf etmek gerekirse ben onlardan daha çaresiz hissediyordum kendimi.Sonra tüm o karmaşadan,insanlardan uzaklaşıp kendime dürüst davrandım.Artık karar vermeli kendime bir yol seçmeli,kararlı olmalıydım.O an hayatım boyunca hep yaptığım gibi müziğe kulak verdim bende.''Turn The Page'' diyordu.Yani sayfayı çevir...
         Belki inanmayacaksınız ama ben de aynen öyle yaptım.Sayfayı çevirdim ve geride bırakmak için elimden gelen her çabayı sarf ettim.Tabi şansımda yardım etti ve bana yardım eden arkadaşlar, dostlar çıkardı karşıma.
         Ben ne istediğimi çok iyi biliyorum artık,o yüzden de yolun ortasında vazgeçenlerden olmayacağım.Otobüs yolculuğum başladığı zaman mp3 playerımı kulağıma takip harika bir karadeniz manzarasında yine müziğe kulak vereceğim.''Sayfayı çevir'' diyecek bana ve ben de yaşadıklarımı anılarıma katıp kararlarımın peşine düşeceğim...

9 Eylül 2010

Bayram:)(




             ''Bayramlar eskisi gibi olsa yine ne güzel olurdu'' diye düşünürken bir an durup ya bu bayramı özlersem    diye düşündüm.Öyle ya o günleri yaşarken özleyebileceğimi düşünmemiştim hiç.Yaşandılar,tüketildiler ve anılarımın arasında yitip gitti çoğu.Tıpkı o günleri beraber yaşadığım insanlara olduğu gibi.Hatta o insanların bir kısmı da benden   uzaklarda artık.
               İşte tüm bu düşüncelerle boğuşurken çocuk olmanın en güzel yanının ''o an'' ve ''elindekiler''le yetinmek olduğunu anımsadım.Kaybettiğim,özlediğim çok insan çok şey var hayatımda doğru;ama ben bu bayramda onlar için olan üzüntümü yaşarken sahip olduklarımı kaçırmak istemiyorum.Fark ettim de kaybettiklerime üzülürken sahip olduklarımla beraber özleyecek anılarım da olmamış benim.Bu yüzden yarın sabah kalkıp canım babama sarılıcam sıkı sıkı:)))

               Herkese unutamayacağı anılarla dolu güzel bir bayram diliyorum...     

8 Eylül 2010

Ve Saatler Sonbaharı Gösteriyor...

              
           Çok sevdiğiniz o şarkının en hüzünlü yeri,en sevdiğiniz fotoğrafınızın en kırılgan karesi gibi bir mevsimdir.Her seferinde sizi ağlatsa bile sevmekten vazgeçemezsiniz ya o şarkıyı ya da kaldırıp saklayamazsınız ya o resmi işte öyle sevdirir kendini sonbahar.Ne kadar kızsanız bile bunaltıcı sıcakların ardından dudağınıza düşen bir damla su gibidir o ve en dürüst mevsimdir,korkmadan haber verir gelecek kıştan...
            Hayatımın en önemli kararları,olayları hep sonbahara denk geldi.Ama ben hiç vazgeçmedim sonbaharı sevmekten herşeye rağmen.Şimdi,yine bir sonbahar gecesinde,ne varsa içimde biriktirdiğim yazmak istedim.Korkmadan,cesurca ve belki biraz da çocukca...
            Umarım bu sonbahar dökülen yapraklar kadar kelimeler hediye eder bana.Ve bende bloğumda yazarım keyif içinde:))
             Sizde takvimler,saatler neyi gösteriyo bilmiorum ama benim için kırgın olduğum kelimelerimle barışma zamanı şimdi...